Tüm yazılar

Seyahat / Yaşam

Çin Halk Cumhuriyeti Notları

Çin Halk Cumhuriyeti'nde geçirdiğim bir ay ve ülke hakkındaki gözlemlerim.

Mert Oruntak//27 dk okuma
Çin yolculuğundan fotoğraf

大家好! Herkese merhaba, bu yazının ana konusu 2025 yazında Çin Halk Cumhuriyeti’nde geçirdiğim bir ay ve bu süre içinde bu ülkeye dair yaptığım gözlemleri sizle paylaşmak olacak. Fakat sadece bir gezi rehberi veya Çin nasıl bir yerden çok, kendi gözlemlerimi de aktardığım ve günümüzdeki dünya düzeni hakkında düşüncelerimi paylaştığım bir yazı olacak. Son yılların en çok konuşulan ülkesi olduğu için ve hâlâ biri Çin’den bahsettiğinde çok yüksek ihtimal internette karşılaştığı veya duydukları olduğu için bu yazıyı önemli buluyorum. Oldukça tarafsız kalmaya çalıştığım fakat gerektiği yerde de kendi düşüncelerimi kattığım bir yazı oldu. Umarım siz de beğenirsiniz!

Öncelikle konuya girmeden önce nasıl Çin’e gittim, hangi programla gittim ve genel olarak nasıl bir süreç işledi, bundan bahsetmek isterim. Boğaziçi Üniversitesi’nde 2 senedir Çince dersi almaktayım ve bu eğitim okulumuzda bulunan Konfüçyüs Enstitüsü tarafından verilmekteydi. Konfüçyüs Enstitüsü, Çin’in yurt dışında Çince eğitim vermek için kullandığı bir program gibi düşünebilirsiniz. Bu enstitülerin Çin’de diğer üniversitelerle bağı oluyor. Boğaziçi Üniversitesi, Şangay Üniversitesi ile anlaşmalı olduğu için ben de Şangay Üniversitesine gittim. Programın adı “International Chinese Language Teacher Scholarship” olarak geçiyor ve 4 haftalık, yarım dönemlik ve 1 yıllık programlar mevcut. Ben 4 haftalık programa katıldım ve 4 hafta boyunca Şangay Üniversitesi kampüsünde yurtta kalıp Çince derslerine girdim. Bu programa katılmak için gereken koşullar ise aslında çok az; sadece Çince seviye sınavı olan HSK sınavlarına girmeniz ve aracı Konfüçyüs Enstitüsü vasıtasıyla başvuru yapmanız gerekiyor. Kabul aldıktan sonra ise tek yapmanız gereken vize başvurusu kalıyor. Programın kendisi zaten hükümet destekli olduğu için ben X tipi vizeye başvuru yaptım ve sorunsuz bir şekilde kabul edildi. Program yurt (eğer tek kişilik isterseniz ek bir ücret var) ve eğitim masraflarınızı karşılıyor, sadece uçak bileti ve Çin’de yapacağınız yeme-içme ve genel harcamalarınız size kalıyor. Ben programdan çok memnun kaldım ve eğer az biraz Çince öğrenme merakınız varsa kesinlikle tavsiye ederim.

O zaman asıl konuya tekrardan dönebiliriz. Çin nasıl bir ülke? Bu konuyu iki parça hâlinde, ilk önce nesnel olarak gözlemlediğim kadarıyla nasıl bir yer olduğunu anlatarak ve sonra da benim üstümde bıraktığı izlenimlerden yola çıkarak anlatacağım. Yazıya başlamadan önce belirtmem gereken önemli bir nokta, kaldığım şehirler Çin’in en gelişmiş dört şehrinden ikisiydi: Şangay ve Pekin. Bu yüzden yaptığım gözlemler daha düşük seviyedeki şehirlerdeki (Çin’deki şehirlerde 1. ve 5. aralığında seviye sistemi var) yaşantıya göre değil, bu şehirlere göre olacaktır.

Çin'de Ne Beklemeniz Gerek

Çin yolculuğundan fotoğraf

Hava Durumu

Kaldığım tarihler 10 Temmuz - 9 Ağustos arasındaydı ve yaz olması dolayısıyla hava durumundan ve sıcaktan bahsetmeye başlamanın mantıklı olacağını düşünüyorum. Çünkü burası alışık olduğunuz bir sıcağa sahip değil, hatta o bildiğiniz sıcaktan farklı bir durum söz konusu. İlk olarak Çin’e adım attığım yer Chengdu oldu ve adım atar atmaz nem kendini çok net bir şekilde belli etti. Burası büyük olasılıkla daha önce hiç tecrübe etmediğiniz bir iklime sahip. Subtropikal iklim olarak geçiyor ve gerçekten sıcağa ve tere karşı çekinceniz varsa zorluk yaşayabilirsiniz. Çünkü en azından gece olunca havalar biraz düzelir diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, gece bile durduğunuz yerde terlemeye devam ediyorsunuz. Ayrıca subtropikal iklimin getirdiği diğer bir nimet, günün herhangi bir zamanı yağmur yağma olasılığının varlığı; bu yüzden yanınızda şemsiye taşımak bir ihtiyaç hâlini alıyor. Fakat belirtmem lazım ki, en azından benim için, ne kadar çok terlesem de ter kokusu gibi bir rahatsızlık hissetmedim. Hatta sırf kendimden değil, metro veya otobüs olsun, bu kadar sıcak ve tere rağmen rahatsız edici bir durum oluşturmuyordu. Belki genetik bir özelliktir veya hep terlediğimiz için koku duyularımız değişmiştir, bilmiyorum ama ben rahatsızlık duymadım. Çin’in bu sıcağa karşı çözümü ne derseniz, ağaçlandırma ve kişisel elektronik ürünler diyebilirim. Özellikle Şangay’da ağaç olmayan sokak, kaldırım neredeyse yok gibiydi. Bunun sayesinde en azından güneş altında kalmadan yürüyüp nefes alabiliyorsunuz. Aynı zamanda çok fazla kişide de yelpaze veya el fanı diyebileceğimiz ürünler mevcuttu. Bu duruma Çinlilerin de alışmadığını söylemem gerek çünkü apartman dairelerinin neredeyse hepsinin balkonunda sürekli çamaşırlar asılıydı ve klimasız ev yok gibi bir şeydi.

Çince Bilmek ve Bilmemek

İkinci bahsetmek istediğim konu ise dil bariyeri ve Çin’de eğer Çince bilmiyorsanız yaşayacaklarınız olacak. Eğer hiç Çince bilmiyorsanız, zorlanacağınız pek çok yer olacak; fakat bunu bir engelden çok zorluk gibi düşünebilirsiniz. “Hiç kimse bilmiyor olamaz, en azından turistik yerlerde İngilizce iletişim kurabileceğim biri olur” gibi düşünüyorsanız bile öyle olmadığını söyleyebilirim. Otel resepsiyonundaki çalışan da İngilizce bilmiyor, müzeye gittiniz ve bilet almak istiyorsunuz; gişe görevlisi de İngilizce bilmiyor. Çok nadir, tek tük az biraz İngilizce bilen çalışanlara rastlasam da genel tablo bu şekilde. Ama eğer sabrınız varsa, çeviri uygulamaları ile iletişim kurabilirsiniz; bu konuda herhangi bir sıkıntı çıkaran kimseyi görmedim. “Ne var ki Çince hiç bilmiyorum, o zaman gitmek mantıksız” demeyin, çünkü pek çok yerde iletişim kurmanız gerekmeden işlerinizi halledebiliyorsunuz. Misal, bir restorana girdiniz, masaya oturdunuz, masada bir QR kod duruyor. Bunu Alipay (bundan ileride bahsedeceğim) veya WeChat ile tarattığınızda o mekanın menüsü ve fiyatları önünüze gelecek. Daha sonra doğrudan istediğinizi seçip uygulama üzerinden ödemeyi tamamladıktan sonra geriye kalan tek kısım, söylediklerinizin tadını çıkarmak oluyor. Veya kahve içmek istediniz ve karşınıza Luckin Coffee çıktı; gene aynı uygulamalar üzerinden Luckin Coffee uygulamasına gireceksiniz, istediğiniz kahveyi seçip ödeme yapacaksınız ve sonra seçtiğiniz şubeden kahvenizi alabileceksiniz. Çok fazla değişik yerde yemek yedim ve neredeyse yediklerimin %70’inde bu şekilde istediğinizi alabiliyordunuz. Bu açıdan bakarsanız Çince bilmeden de hayatınızı idame ettirebilirsiniz ama az biraz bir şeyler öğrenip gelmek, bu seyahatten alacağınız keyfi oldukça artıracaktır.

Alipay, WeChat Nedir

Konusu açıldı, Alipay ve WeChat nedir, Çin’e giderseniz neden bu uygulamalara ihtiyacınız olacak, anlatayım. Bu uygulamalar “super app” olarak geçiyor ve içindeki uygulamalara aracılık yapan arayüzler gibi düşünebilirsiniz. Metroya bineceksiniz, Alipay’i açıp ulaşımı seçiyor ve size verdiği QR kodu okutuyorsunuz. Markete girdiniz, ödeme yapmanız lazım, Alipay’i açıp ödeme yapacaksınız. Veya ıssız bir yerde rastgele bir dükkâna girdiniz ve değişik ürünler satıyor; size bir QR kod gösterecek, bunu tarattıktan sonra miktar girip ödeme yaptığınız bir sayfa açılacak ve gereken miktarı girip “öde”ye basacaksınız. Bir alışveriş merkezinde masaj koltuğu gördünüz, gene Alipay’den QR kodu taratıp ödeme yaptıktan sonra kullanabiliyorsunuz. 4 haftalık süre içinde Alipay kullanarak ödeme yapamayacağım herhangi bir şeyle karşılaşmadığımı söyleyebilirim ve bu, biraz distopik olabilse de hayatın birçok noktasını kolaylaştırıyor. Bana kalırsa bu, ödeyenden çok satan için daha yararlı, çünkü en küçük bir şey satsanız bile çok kolay bir ödeme sistemi olduğu için bir şeyler satmaya başlayabiliyorsunuz. Bu tarz sokak satıcısı veya tezgâh sahibi olup yemek yapan yerler çok fazlaydı. Daha da ilginci, QR kod ile dilenen dilenci bile gördüm. Çin’de para kullanılmadığı konusu bu yüzden gerçek diyebilirim. Ne var ki bu konu hakkında bilgi sahibiyseniz, çok fazla kişi “hiçbir yer kâğıt para kabul etmiyor” gibi bir ifade kullanıyor; bu doğru değil. Neredeyse her yer, “parayla ödeyebilir miyiz?” diye sorunca sıkıntı çıkarmadan kabul ediyor. Eğer çok telefon kullanmak istemezseniz, aklınızda bulunsun. Ben Alipay kullandığım için Alipay’den bahsettim; fakat mantık olarak WeChat’in de anlattıklarımdan bir farkı yok, sadece WeChat’in ulaşım için kullanılabiliyor mu emin değilim, onun dışında bir farkları yok.

Çin yolculuğundan fotoğraf

Yemek Kültürü ve Fiyatlar

Bu iki maddeyi aynı başlık altında ele almak istedim çünkü Türkiye’den iki noktada da çok fazla ayrılıyor. İlk olarak şunu söylemem lazım: Eğer Asya mutfağına dair çok ilginiz yoksa biraz zorlanabilirsiniz, hatta ilginiz olsa bile zorlanabilirsiniz çünkü herkesin bünyesi birbirinden farklı. Kendi açımdan konuşmak gerekirse bir kere bile sevmediğim bir yemeğe denk gelmedim ve bunu oldukça farklı ve çeşitli şeyler yedikten sonra söyleyebiliyorum. Lakin grupça gittiğimiz için zorlanan insanlar da vardı. Peki, Çin’de ne yeniyor derseniz, bunun çok fazla cevabı olacaktır; zira Çin çok kalabalık ve Avrupa ülkeleri gibi dünya mutfağı çeşitlerine sahip olmasa da kendi içindeki bölgelerin mutfaklarına göre ayrılıyor. Uygur restoranı, Sichuan restoranı veya Şangay restoranı gibi; yine de tüm Çin’de ortak yenen yemekler mevcut. Benim favorilerimden biri, kahvaltıda yedikleri 包子 (Baozi) denen büyük mantılardı. Domuz etli, sebzeli, mantarlı, pirinçli gibi çeşitleri oluyor ve neredeyse her sokak başında Baozi yiyebileceğiniz bir mekân bulunuyor. Hatta restoran olmasına bile gerek yok, Family Mart gibi 7/24 açık marketlerde bile sıcak yemek reyonunda her zaman oluyor. Bunun dışında gene kahvaltıda yenilen 煎饼 (Jian Bing), daha küçük boyutlu 饺子 (Jiaozi) denilen diğer mantı türü ve çok fazla çeşitle koca bir kasede sıcacık gelen noodle çeşitleri. Türkiye’den farklı olarak yemek yanında ekmek tüketmek yok, onun yerine bir lokantada veya kafeteryada yemeğin yanına pilav koyuyorlar. Bu pilav da bizdekinden farklı olarak lapa ve yağsız oluyor. Balık yemeği ve çeşitleri oldukça fazla ama bunların bazıları Şangay özelinde olabilir; tatlı bir sosla servis ediliyordu. Eğer Müslümansanız ve yemek konusunda çekinceniz varsa, tabelalarında helal işareti (清真) (qingzhen) olan Uygur restoranları var ve bunlardaki yemekler de oldukça lezzetli oluyor. Özellikle 肉夹馍 (roujiamo) öneririm.

Peki, fiyatlar nasıl? Türkiye’de büyük bir şehirde yaşadığınızı varsayıyorum; yemek fiyatları neredeyse Türkiye’nin üçte biri kadar. Bahsettiğim Baozi’lerin tanesi ortalama 2,5 Yuan’dı; günümüz kuruyla 15 TL’ye denk geliyor ve beni iki tanesi çok rahat doyuruyordu. Bir yere gittiniz ve etli bir noodle söylediniz, ortalama 20 Yuan civarı, 120 TL’ye denk geliyor. Yani et yemeği yediğiniz bir öğünde ve lokal bir yere gittiyseniz 120 TL civarı rahatlıkla doyabiliyordunuz. Bu durum, Çin’deki batı markaları için biraz değişiyor. Ülkede çok fazla KFC, McDonald’s gibi markalar mevcut ve buraların fiyatları lokal yerlere göre pahalı kalıyordu. Bana kalırsa zaten buralarda yemenize gerek yok ama eğer yemek isterseniz burada doymak için ortalama 40 Yuan civarı, yani 240 TL gibi bir miktar vermeniz lazım. Yemeğin ucuz olması anlaşılabilir ama yemek dışında fiyatlar nasıl derseniz, gene Türkiye’ye göre oldukça ucuz diyebilirim. Dışarıda bir şey almak istediğinizde, pazarlık yaptıktan sonra (kesinlikle pazarlık yapın) Türkiye’den ucuz oluyor. Birkaç örnek vermem gerekirse, kuzenime çakma Labubu aldım ve çakma olmasına rağmen fiyatı Türkiye’nin üçte biri fiyatıydı. Hediyelik yelpazeler aldım, gene Türkiye’den çok daha ucuzdu. Bir alışveriş merkezinde masaj koltuğunda 15 dakika masaj yaptırdım ve yanlış hatırlamıyorsam 40 TL gibi bir ücret ödedim. Artı olarak, eğer vaktiniz varsa, ilk gördüğünüz yerden hediyelik eşya almak yerine daha arada kalan yerlerden almanızı tavsiye ederim. Çünkü neredeyse hepsinde aynı şeyler satılmasına rağmen bazı yerlerde çok daha ucuza bulabiliyorsunuz. Bunların dışında günlük harcamaların fiyatlarından bahsetmek gerekirse, içecekler 3 ile 4 Yuan arası değişiyordu; yani bir şişe 330 ml Cola içmek istediğinizde 18-20 lira vermeniz gerekiyor. Aynı zamanda Türkiye’den farklı olarak restoranlardaki ve marketteki içecek fiyatları arasında neredeyse fark yoktu. Yarım litre su fiyatları da 2-3 Yuan arası değişiyordu.

Ulaşım

Bir başka konu olan ulaşım konusu ise bana kalırsa Çin’in en iyi özelliklerinden biri. Çeşit sayısı ve şehrin sağladığı ulaşım imkânları bir yana, oldukça ucuz olması da cabası. Kaldığım şehir olan Şangay’dan yola çıkarak söyleyebilirim ki metro kullanarak ulaşamayacağım yer sayısı yok gibiydi. Ve bu, hatlar arası aktarma yapmak veya nereye gideceğini bulmak konusunda da bir zorluk yaşamadım. Fiyatları ise tam bilet ödememe rağmen, eğer aktarma yapmazsanız 3 Yuan ve ekstra aktarma başına 1 Yuan ekleniyor; yani ortalama 20 TL’ye metro ile ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Metro dışında otobüs hatları da mevcut; fakat otobüs kullanmayı çok beklemeyin çünkü İstanbul’a oranla çok daha az kullanılan bir ulaşım metodu. Fakat neredeyse bedava gibi, sadece 1 Yuan ödeyerek binebiliyorsunuz. Bunların hepsini gene daha önceden bahsettiğim Alipay uygulamasından QR okutup kullanıyorsunuz. Metro konusunda bahsedebileceğim tek eksik yanı, her metro girişinde güvenlik taramasından geçiyor olmanız. Bizdeki alışveriş merkezi girişleri gibi düşünebilirsiniz; eğer çantanız veya içinin görünemeyeceği bir şey taşıyorsanız, bunu banttan geçirip girmeniz gerekiyor. Bunun dışında telefon, cüzdan bırakmanızı istemiyorlar. Bu, az insan olunca sorun olmasa da ülkenin nüfusundan dolayı belli turistik lokasyonlardaki metro hatlarında akşam saatleri sıkışıklık oluşmasına sebep olabiliyor.oluşmasına sebep olabiliyor.

Çin yolculuğundan fotoğraf

Toplu taşıma dışında kullanabileceğiniz seçenekler ise DiDi denen Çin’in Uber’i (hatta daha gelişmişi) veya mavi ve sarı renkte olan, bizdeki Martı gibi düşünebileceğiniz düz bisikletler. DiDi uygulamasını isterseniz Alipay üstünden veya kendi uygulamasını indirip kullanabiliyorsunuz. Normalde kullandığınız taksi uygulaması gibi düşünün; gideceğiniz yeri seçtikten sonra size seçenekler ve bu seçeneklere göre fiyatlarını gösteriyor, sonrasında hangi aracın geleceğini ve aracın nerede olduğunu gösteren arayüz aktif oluyor. Burada normal DiDi seçeneği dışında düz taksi çağırmayı da seçebiliyorsunuz; fakat düz taksiler, DiDi seçeneğinden genel olarak daha pahalı. Fiyat olarak bilgi vermek gerekirse, 27 km ve ortalama 25-30 dakika arası bir yol 85-90 Yuan tutuyor, yani 500-600 TL arası. Kısa mesafelerde indi bindi ücreti gibi bir duruma da rastlamadım; 8 Yuan tutan (45 TL) bir yolculuk yaptığım bile oldu. Bisikletleri ise gene Alipay veya WeChat üzerinden kullanabileceğiniz uygulamalar aracılığıyla kiralayabiliyorsunuz. Her bisikletin üzerinde bir QR kod var ve bunu okuttuktan sonra “evet” deyip bisikletin kilidini açıyorsunuz. Sonrasında bisiklet yollarını kullanıp neredeyse şehirdeki her yere gidebilirsiniz. Martı’dan farklı olarak en güzel kısmı ise bisikleti herhangi bir yere bağlamanıza gerek yok; sadece kaldırımda park yerine bıraktıktan sonra uygulamada “kilitle” seçeneğine basıp ödeme yapıyorsunuz ve geriye bir şey kalmıyor. Taksi gibi bisikletler de çok ucuz; 15 dakika bisiklet sürmek 1,5 Yuan tutuyor, yani 1 saat bisiklet sürmeniz size 6 Yuan, yani 30-35 TL gibi bir fiyata mal oluyor. Bana kalırsa bisiklet sürmeyi seviyorsanız en güzel ulaşım araçlarından birisi, çünkü Şangay ve Pekin’de en küçük yolda bile bisiklet ve motosiklet yolu ayrı olarak bulunuyor. Bunun sonucunda araba korkusu olmadan gönül rahatlığıyla bisiklet sürebiliyorsunuz. Bir de şehirler genellikle düz ayak olduğu için yokuş derdi olmuyor ve biraz hızlı gidince gelen rüzgâr insanı iyi hissettiriyor.

Ulaşım konusunda bir başka bahsetmek istediğim konu ise hızlı trenler. Hızlı tren denen kavramın bir ülke için ne kadar önemli ve gerekli olabileceğini Çin’de yaşadığım 1 ay sonunda kavradım. Şimdi Türkiye ne kadar farklı bir ülke olsa da şu vereceğim örnekten ne kadar faydalı bir ulaşım seçeneği olduğunu anlayabileceğinizi düşünüyorum. İstanbul - Kars arasını sadece 4 - 6 saat arasında 3000 TL gibi bir fiyata gidebileceğinizi düşünün. Ve bu yolculuk uçak gibi zorunlu gerekliliklerle yapılmıyor, istediğiniz bavulu alabiliyorsunuz ve tren istasyonuna sadece 30 dakika erken gitseniz bile hiç bir zorluk olmadan trene binebilirsiniz ki, bu tren istasyonlarından biri direkt olarak kaldığım yerdeydi ve varmam 20 dakika falan sürüyordu. Yani 3000 TL vererek Türkiye’nin bir ucundan bir ucuna oturduğunuz evden sadece 1 saat önce çıkarak 6 saat içinde varabileceğinizi hayal edin, gerçekten büyük bir kolaylık. Hatta bu örneği İstanbul - Ankara arası Çin standartlarında uygularsak 1 - 2 saat aralığında 1000 TL’ye İstanbul’dan Ankara’ya şehir merkezleri arasında gidebileceğinizi düşünün. Evet gerçekten büyük bir kolaylık sağlıyor.

Şehirleşme, Düzen ve Parklar

Havadan, ulaşımdan, fiyatlardan ve birçok konudan bahsettim; fakat benim için Çin’in en güzel yanı şehirlerdeki düzen ve şehirleşmeye verilen önemdi. Neredeyse 5 senedir İstanbul’da ve 24 yılın hepsinde de Türkiye’de yaşamış biri olarak, “böyle bir hayat da mümkünmüş” demek bana acı verdi. Çünkü gerçekten gözümle gördükten sonra, evet, istenirse yapılabilirmiş. Şangay’da kaldığım zamanda genel olarak metro kullansam da taksi ve otobüs yolculukları da yaptım ve toplam 24 milyonun yaşadığı bu şehirde bir kere bile trafiğe yakalanmadım. Bunun nedenlerinin en başında planlı şehirleşme geliyor. Şehirdeki neredeyse her yolda motor ve bisiklet yolu, araba yolundan ayrı bir şekilde sağ ve sol taraflarda bulunuyor. Bu sayede trafikte sadece ışıklarda motor ve arabalar birbiriyle etkileşime giriyor. Bana kalırsa bu ayrı yollar sayesinde insanlar motor kullanmaya daha çok güveniyor ve bu yüzden çok fazla insanda motor var. Ve gerçekten çok fazla insanda motor var; en küçüğünden en yaşlısına, bin bir çeşit farklı motor var. İnsanlar ayrıca kendi araçlarını özelleştirmeyi (küçük bir motif, oyuncak vb.) seviyor ve motorların çoğu da elektrikli olduğu için motorların varlığından İstanbul’daki kadar rahatsız olmadım. Trafiğin bu kadar rahat olmasının sebepleri sadece şehirleşmeden dolayı değil, aynı zamanda hükümetin de buna karşı önlemleri olması. İlk olarak, her isteyen Şangay içinde kullanmak için araba satın alamıyor; bunun için her ay belli bir sayıda plaka satışa çıkarılıyor. Belki “her yerde kamera var ve insanlar bu yüzden kuralların hepsine uyuyor, bu yüzden trafik olmuyor” diyebilirsiniz ama bundan emin değilim. Kırmızı ışıkta geçen arabalar ve motorlar vardı ve hepsi bunu kameraların gözü önünde yapıyordu. Eğer böyle bir durum olsa, bu kadar rahat bir şekilde kırmızıda geçebileceklerini düşünmüyorum.

Şehirleşmenin benim için en güzel kısmı ise Çin’in parkları ve yeşile verdiği önemdi. Evet, belki çoğu kişi için küçük bir detay ama Çin’den bahsederken önemli bir detay. Bunun birkaç sebebi olduğunu düşünüyorum; ilki, gerçekten kalabalık bir ülke ve insan ister istemez bu kalabalığın içinde boğulabiliyor. Fakat etraftaki parkların ve genel olarak yeşil alanın çok olması sayesinde insan kendine nefes alabileceği yerler yaratabiliyor. Ve bu bahsettiğim parklar, küçük iki tane kaydırağı olan basit parklar değil; büyük ve birden fazla tesise ev sahipliği yapan kompleksler gibi düşünebilirsiniz. Örnek olarak, benim kaldığım yurda yakın iki tane büyük ve bir tane orta boyutta park vardı. Bunlardan ilki Daning Park’tı; içinde çocukların oynaması için yapay göletin bir tarafı kumsal yapılmıştı. Burada aileler çocuklarıyla gelip deniz kenarında gibi vakit geçirebiliyordu. Aynı zamanda bu parkta binebileceğiniz deniz bisikletleri, günün belli saatlerinde yapılan fıskiye gösterileri, küçük bir bambu ormanı ve yılın belli bir döneminde açan lotus gölü vardı. Biraz daha uzakta kalan ve benim Çin’de en sevdiğim yer olan Luxun Park’ta ise yapay bir şelale, üç tane müze, genç ve yaşlılar için spor kompleksi, ördek ve kazların olduğu yapay bir gölet vardı. Bu tesislere ek olarak insanlar da parkları komünal bir alan olarak kullanmayı çok seviyordu. Günün herhangi bir saatinde enstrümanını getirmiş bir yaşlıyı sadece zevk için çalarken seyredebilirsiniz veya akşam saatlerinde ortaya çıkan dans gruplarını görebilirsiniz. Ne kadar sık olduğunu bilmesem de bir akşam canlı koro performansına denk gelmiştim. Bütün bunlara ek olarak, nüfusa rağmen sadece bir kere kalabalık denebilecek bir parkta bulundum, ki o sırada bir etkinlik vardı. Aşağıdaki resim ise son gün gittiğim Chenshan Botanik Parkı’ndan bir kare. Eğer Şangay’a giderseniz ve vaktiniz varsa, uğramanızı tavsiye ederim.

Çin yolculuğundan fotoğraf

Sosyal Kredi Skoru ve Çin Hakkında Yalanlar

Bir de bahsetmek istediğim konu, Çin hakkında internette denk geldiğimiz kulaktan duyma bilgiler ve bunların gerçek olup olmadığı. Öncelikle bahsetmek istediğim konu, sosyal kredi meselesi. Tek bir cümleyle söylemek gerekirse, böyle bir şey yok. Yani düşündüğünüz gibi her yerde sizi izleyen bir kamera var ve her hareketinizle puanınız artıyor veya azalıyor gibi bir sistem yok. Bugün aşina olduğumuz kredi puanından çok da bir farkı olmayan bir sistem. Kişilerin ve şirketlerin sahip olduğu bu skor, eğer yüksek bir skorsa bazı konularda avantajlar, eğer düşükse bazı konularda dezavantajlar sağlıyor. Aşağıdaki metin Çin resmi kaynaklarından alınmıştır ve ceza olarak uygulanacak yaptırımlardan bahsediyor:

Ciddi şekilde güvenilmez kuruluşlar listesine dahil olanlar; yasalar ve yönetmelikler uyarınca devlet fonlarına başvurma, vergi teşviklerinden yararlanma, kamu kaynakları ticaret faaliyetlerine katılma, hisse senedi ve tahvil ihraç etme, liyakat değerlendirmesi yapma, memur alımı, seçimi, nakli ve ataması ile kamu kurumları tarafından yapılan kamu alımlarında kısıtlanmakta veya yasaklanmaktadır. Gayrimenkul piyasası, internet, insan kaynakları piyasası ve orta ve uzun vadeli enerji sözleşmelerinde, ciddi şekilde güvenilmez kuruluşların listesi eklenir. Güvenilmezlik ve ciddi şekilde güvenilmez kuruluşların listelerine yönelik ceza tedbirlerinin birleşik yönetimi uygulanır.

Kişilere yönelik yaptırımlar ise biraz daha flu, çünkü bu konuda inisiyatif yerel yönetimlere göre değişiyor ve farklı uygulamalar mevcut. Hızlı trenlerde first-class bilet alamamak, bazı kamu hizmetlerinde kısıtlamalar gibi sıradan hayatı engellemeyecek ama zorlaştıracak unsurlar olarak çeşitli yaptırımlar bulunabiliyor. Fakat en başında dediğim gibi, sizi izleyen bir kamera her saniye puanınızı güncellemiyor; çünkü böyle bir şey olsa, ülkede kimsenin iyi bir skora sahip olacağını sanmam. Kırmızı ışıkta geçen de oluyor, gece sokakta kumar oynayan yaşlı görmek zaten en olağan durumlardan birisi veya nadir de olsa sokağa işeyen adamlar… Fakat alkol satışında saat veya herhangi bir kısıtlama olmamasına rağmen, parklarda ve sokakta alkol içen hiç görmedim. Herhangi bir yasak bulunmamasına ve ülkede alkol tüketimi yüksek olmasına rağmen (2020 itibari ile kişi başı 4.5 litre) insanlar evinde ve mekânlarda içmeyi tercih ediyor gibiydi.

Çin Bana Ne Hissettirdi?

Çin yolculuğundan fotoğraf

Buradan sonra bahsedeceklerim, Çin hakkında kendi gözlemlerim olacak. Fakat bu gözlemleri yaparken Çin sevdalısı biri olarak değil, gayet aklı başında bir insan olarak gözlemlerimi aktaracağım. Umarım memnun kalırsınız.

Böyle Bir Ülke Beklemiyordum

Yazıdaki ilk başlığım bu olacak ve bana kalırsa çarpıcı ve aslında anlatmak istediğim her şeyin ana fikrini oluşturan bir başlık. Çünkü ne kadar fazla Çin hakkında okumalar yapsam da karşılaştığım ülke ve yaşam asla beklediğim gibi değildi. Bunu iyi veya kötü bir şekilde ele alabilirsiniz ama benim dikkat çekmek istediğim asıl nokta, anlatılandan farklı bir Çin olması. Bunun nedeninin ne olduğu bilmiyorum; fakat Çin denince her insan başka bir şey düşünüyor. Kimisi her canlının yendiği bir karadelik, kimisi ise özellikle son zamanlarda daha revaçta olduğunu düşündüğüm distopik bir gözetleme ve polis devleti ülkesi olduğunu düşünüyor. Hatta ve hatta kimisi ise çok gelişmiş ve Batı’nın bile ilerisinde bir medeniyet inşa ettiğini düşünebilir. Fakat 1 ay geçirdikten sonra ve aslında sadece ilk akşam dışarı çıkarak gözlemlediklerimle bile bu ülkenin anlatılanlara benzemediğini, hatta düşündüğünüz hiçbir tasvire uymadığını söyleyebilirim. Çünkü benim karşılaştığım ülke, gayet normal bir ülkeydi.

Bunu derken neyi kastediyorum? Aslında çok basit: o stereotipleştirilen bir halk olmamasından bahsediyorum. Evet, her yerde kamera vardı; her metro istasyonunda çantamızın içine bakılıyordu; fakat kontrol manyağı ve vatandaşlarını cezalandırmak için yer arayan bir ülke yoktu. Açıkça söylemek gerekirse, ülkeye ilk geldiğim andan itibaren kameraların yoğunluğunu gördükten sonra “Evet, burada bir polis devleti var ve insanlar isteği dışında cezalandırıcı bir biçimde kontrol ediliyor” diye düşünmüştüm. Ama daha ilk akşam bir şeyler yemek için dışarı çıktığımda rastgele kırmızı ışıkta geçen motorlar, sokağa işemekte sakınca görmeyen bir vatandaş ve saat akşam 10 gibi sokağa masa atıp kumar oynayan yaşlılar gördükten sonra fikrim değişti.

Ne kadar kamera olsa da, ne kadar devlet bunu görse de, vatandaşıyla arasında belli limitler vardı ve devlet bunun gayet farkındaydı. Devlet, bu kişilerin hayatlarına müdahale ederken limitlerini koruyor; vatandaşlar ise devletin belirlediği limitlere kendi çapında saygı duyuyordu. Bunu söylerken “Çinci” gibi bir yaftalama yapmadan önce bir kez daha düşünmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü Çin’deki insanların çok mutlu ve devletin toplumu kusursuz bir şekilde yönettiğini söylemiyorum. Tam tersine, bu beklentilerin karşısında, capcanlı hayalleri ve geleceği hakkında bizim gibi kaygısı olan bir ülkeden bahsediyorum.

Yani tam olarak bizim gibi ama bizden de biraz farklı bir halktan bahsetmek istiyorum. Bu halkın çok çalıştığı belli, hatta o kadar fazla kurye vardı ki kendi ülkemizden fazla kurye olabileceği gerçeği beni epey şaşırttı. Ama bunların yanında bizden farklı bir özellik vardı ki bu çok önemliydi: Bu insanlar, geleceğe dair ne kadar zorlu hayaller kursalar da bir hayal kurabiliyor gibiydi ve bu çok önemli. Bu insanlar, gözleri önünde ilerleyen ve gelişen bir ülkede büyüdüler ve her gün bunu deneyimlemeye devam ediyorlar. Evet, çok fazla zorluk, çok fazla yorgunluk ve çok fazla acımasızlık vardı; fakat bunun yanında ben umut gördüm. Ve bu, uzun zamandır kendi ülkemde ne yazık ki gözlemleyemediğim bir duyguydu. Elbette bu benim görüşüm ve sadece Çin’in gelişmiş şehirlerinde bulunarak yaptığım bir gözlem; fakat bu gözlemimin nedenlerini kısa bir şekilde açıklamak isterim.

İlk olarak bahsetmek istediğim nokta, ülkenin gelişimi ve insanların buna hayatlarının her anında şahit olması. Aşağıdaki grafikten kolaylıkla görülebileceği gibi (ne kadar buna karar vermek için mantıklı bir metrik olduğunu düşünmesem de), günden güne insanların hayatları pozitif bir şekilde ilerliyor ve bu uzun bir süredir devam ediyor.

Çin yolculuğundan fotoğraf

Bunun yansıması, Çin’deki genç ve yaşlı nüfus arasındaki farklarda oldukça kendini gösteriyordu. Yaşlıların neredeyse hepsi yokluktan geldiği için genç nüfus ile aralarında birçok farklılık vardı. Sanki yaşlılar başka bir ülkede, gençler ise başka bir ülkede gibiydi. Konuşma açısından yaşlılarla iletişim kurmak neredeyse imkânsızdı; çünkü şu an okullarda öğretilen ve 普通话 (Putonghua) olarak geçen Çince yerine, yetiştikleri bölgenin ağzıyla konuşuyorlardı. Birçok yaşlı hâlâ her yere tükürmekten imtina göstermiyordu. Veya literatüre “Beijing Bikini” olarak geçen ve sıcaktan dolayı erkeklerin üstlerini göğüslerine kadar çekme alışkanlığı, gençlerde yok gibiydi. Bunların dışında, giyim tarzları olsun, hayattaki hâl ve hareketleri olsun farklılık göze çarpıcıydı.

İkinci ve önemli olduğunu düşündüğüm bir başka madde ise devletin her alanda halkına yanında olduğunu hissettirmesiydi. Bunu nasıl açıklamam gerektiği konusunda biraz zorluk yaşıyorum; çünkü biz böyle bir toplumda büyümedik ve gözlemleyebildiğimiz toplumlarda buna yakın bir şey göremedim. Ama söylemek istediğim asıl olarak şu ki, bu ülkede her gün bir şeyler oluyor ve bu capcanlı insanların gözleri önünde gerçekleşiyor. En basit olarak vereceğim örnek kaldığım yerde yapılan çalışmalar olacaktır. Ben bir ay boyunca 盐城路 (Yancheng lu) adlı yerde kaldım ve kaldığım yere en yakın metro istasyonu 200 metre civarındaydı. Bu metro istasyonunun olduğu yolda toplam iki kere bakım çalışması yapıldı ve bunlar birbirinden ayrı zamanlarda, özellikle trafiği aksatmamak için gece yapıldı. Onun dışında metro istasyonunun tam girişinde koca bir duvar baştan sona yenilendi ve bir sanat çalışması yapıldı. Devletin yaptıkları dışında üç veya dört apartmanın dış cephesi yenilendi, kaldığım yurtta çamaşır makineleri değişti ve Alipay ile ödeme yapılan bir sisteme geçildi.

Bu gelişim ve dönüşümden ayrı olarak ise devletin fiilen halkının yanında olması dikkat çekiciydi. Şehrin her bölgesinde, ayrı ayrı duvarlarda polislerin (tam olarak emin değilim ama bir şekilde devlet çalışanları) isimleri yazıyordu ve bu kişilerin numaraları paylaşılıyordu. Bu kişiler, o bölgenin sorumlusu gibi bir rol üstleniyordu. Partinin halk için yaptığı hizmet binaları da her yerde göze çarpıyordu. Bu binalar, İBB’nin yaptığı gibi halk lokantaları da bulunduruyordu; aynı zamanda her yaşa ayrı eğitimlerin verildiği kompleksler gibiydi. Hatta ben bile Boğaziçi’ndeki hocamız vasıtasıyla bir çay tadım etkinliğine katıldım.

En garibi ise, Çin’in en ücra köşelerinde bile umumi tuvaletler vardı ve en az iki tane çalışan sürekli olarak bunları temizlemekteydi. Buna verebileceğim en uç örnek, Hangzhou’da gitmiş olduğum ve gerçekten bizden başka kimsenin olmadığı bir yerleşimdeki umumi tuvalet ve burada çalışan iki yaşlı kadın olacaktır. Çünkü gerçekten bunu görmek beni epey şaşırtmıştı. Belki 200-300 metrelik bir alan ve bizden başka kimse yok; buna rağmen o tuvalet hâlâ çalışıyor ve tertemizdi. Burada bulunan trekking noktalarında ise her 100 metrede bir, eğer bir sorun olursa polisle iletişime geçmek için butonlar bulunuyordu.

Çin ve LGBT

Belki bu konu çok önemli durmayabilir; fakat bana kalırsa günümüz toplumunda önemli bir yer tutması gerekiyor ve bu konu hakkında da konuşmak isterim. Çünkü bizim düşündüğümüz medya, ne kadar Çin için bu konuları tabu olarak gösterse de, yaşadığım bir ay boyunca Türkiye’den çok da farklı bir kareyle karşılaşmadığımı söylemem gerekir. Öncelikle söylemem gereken şey, bu ülkede eşcinsellerin olduğu ve insanların da bunu bildiği gerçeği. Yani gizli gayler ve lezbiyenler yoktu; gayet açık açık gay ve lezbiyen insanların olduğunu gördüm. Evet, Avrupa ülkeleri gibi bu insanların evlenme hakları veya miras haklarında hetero çiftler gibi hakları yok; fakat gene de yaşıyorlar ve varlıklarını gösteriyorlar.

Buna örnek olarak verebileceklerim, Şangay’ın rastgele bir köşesinde gördüğüm ve lezbiyen bar, yolda rahatça el ele tutuşup yürüyen erkekler ve birçok noktada karşıma çıkan danmei denen gay çizgi roman karakterleri. Ne kadar bu karakterlere ve bu çizgi romanları çizen karikatüristlere yönelik yaptırımlar olabilse de, bu karakterler gayet hayatın içinde, reklamlarda varlıklarını gösteriyordu. Elbette buradan “Çin, LGBT bireyler için harika bir yer” olduğu çıkarımı yapılamaz; fakat insanlar bir şekilde yaşıyor ve varlıklarını gösterebiliyorlar, bunu anlatmak istedim.

Çin ve Gelecek

Neden Çin ve neden bu ülke gelecekte adından daha çok söz ettirecek, bu kısımda bunu kendi görüşlerimle açıklamak istiyorum. Bu ülke 1.4 milyarlık nüfusu ile gelişiyor ve bu gelişmeye batılı medeniyetlerin